Kendi Benliğimizde Kayboluyoruz

Ara sıra kalabalıklara dalıyorum. Oradan oraya savruluyorum. Bir kaldırımdan yürüdüm az önce. Önüme küçük beyaz bir kedi geldi. Başını okşamak için usulca eğildim. Ürküp yanımdan hızla uzaklaştı. Arkasından bakakaldım adeta. "Bak sen de gittin işte!" dedim usulca. Başımı kollarımın arasına alıp kaldırma oturdum. Az sonra yağmur çiselemeye başladı. Yavaşça avucumu açtım, yağmuru tüm benliğimle hissetmek istedim. Az ötemde hafif bir kımaldama hissettim. Başımı sola döndürdüğüm de bir minikle göz göze geldik. "Üşüyorum.. beni ısıtır mısın?" dedi. Usulca yanına sokuldum. Üzerimdeki montla onu sarmalamaya çalıştım.

Yaklaşık bir saat bu minikle oturduk. Sonra birden "Avucunu aç!" dedi. Ben ne olduğunu anlayamadığımdan 'ne' anlamında gözlerinin içine baktım. "Aç ve gözlerini kapat!" dedi. Dediğini yaptım. Avucuma bir kağıt bırakıp süratle yanımdan ayrıldı. Merakla hemen kağıdı açtım. Kağıtta bozuk bir elyazısıyla şunlar yazıyordu:

" Az önce ilk kez anne sıcaklığını hissettim. Biliyor musun tıpkı hayal ettiğim gibiymiş…"

İlk önce ne demek istediğini idrak edememiştim. Bir-iki dakika sonra sol gözümden kağıda bir damla gözyaşı düştü. Bir kalbim olduğunu bunca yıldır ilk kez tam manasıyla hissetmiştim.

Usulca kaldırımdan kalktım. Kulaklıklarımı taktım, en sevdiğim müziği açtım. Kalabılıklara karıştım. İnsanlara baktım. Suratlarına baktım. Az sonra yine yağmur çiselemeye başladı. Hafifçe tebessüm ettim. "İşte bu yağmur hep seni hatırlatacak minik. Hep o kağıdı hatırlatacak. Kalabalıkları sevmeyişimi hatırlatacak. Kalbimi hatırlatacak." diye içimden haykırdım.

Yorumlar

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Araç çubuğuna atla